20 Mayıs 2018 Pazar

ROMA'da 2. gün :))))

Bir gün önceki yorgunluğa gece 10'da yenik düşmüştüm. Sabah zınk diye saat 5'te gözlerimi açtım. Gün ağarmıştı. Bizimkiler uyuyordu (annem ve ablam). Kahvaltıya 2 saat, otelden çıkmamıza 4-5 saat vardı daha. Böyle zamanlarda yani yeni bir yere gitmişsem ve sayılı günümüz varsa, bende bir enerji patlaması oluyor. Günün her saatini değerlendirmek istiyorum. Özellikle de sabahın ilk saatlerini. Ama bu grup pek de öyle sabah erkenden yollara düşeceğe benzemiyordu. Nitekim bugün de dahil diğer günler de otelden ayrılışımız 9:30-10:00'u buldu. Bir tek döneceğimiz sabah saat 8:00'da herkes kahvaltısını etmiş ve hazırlanmış bir şekilde lobideydi.

Baktım bizimkiler kıpırdanmaya başladılar ve uyandılar. Ben daha fazla dayanamadım ve aşağı indim, şöyle caddenin başına kadar yürüdüm. Baktım dün biletleri aldığımız dükkan açık:))) Hemen odaya geri döndüm ve Beliz'i 'hadi, hadi kalk, kahvaltıya kadar birer kahve içelim' diye ikna ettim. Bir müddet sonra tıpkı İtalyanların her sabah tezgah önünde kahvelerini içtikleri gibi biz de cappuccinolarımızı yudumluyorduk:)))

Burada zaten hemen hemen her köşe başında kahve dükkanı var. Öyle bizdeki gibi konsept, tarz dükkanlar değil. Gayet sade, amaca yönelik, bi kahve içip, istersen bir şeyler alıştırıp çıkmalık dükkanlar. Tam "Coffee Corner"lar. Adamlar işe gitmeden hop bir kahve hüpletip güne öyle başlıyorlar.

Derken kahvaltılar edildi. Lobide buluşmak için bir saat belirlendi (9:00). Oraya mı gidelim, buraya mı gidelim diye günün rotası belirlendi ve biz ancak 10 gibi otelden çıkabildik. 

62 numaralı otobüse binip Chiesa Nuova'a gittik. Az biraz yürüdükten sonra Castel Sant'Angelo'nun önündeki Ponte Sant Angelo köprüsünden (Hadrian Köprüsü)  karşıya geçtik.














Castel Sant'Angelo - Melekler Kalesi



Castel Sant'Angelo


Roma'nın en önemli tarihi yapılarından biri olan Castel Sant'Angelo M.S. 139 yılında Hadrianus (Hadrian) için yapılmış. Daha sonra Aurelianus'un yaptırdığı kent duvarlarına dahil edilmiş. Ortaçağ'da kaleye dönüştürülmüş, hapishane ve papaların ikametgahı olmuş. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan da bu kalede hapis yatan mahkumlar arasındaymış.


Kalenin içinde Vatikan'a giden gizli bir yol 1227 yılında, papanın tehlike anında kaçış güzergahı olarak inşa edilmiş.


Bir çok eserin sergilendiği, günümüzde müze olarak kullanılan bu kaleyi sizce gezdik mi peki? Tabii ki hayır :( Çünkü grup böyle bir müze gezisi için hiç uygun değildi:(



Bir sonraki durağımız Castel Sant'Angelo'nun hemen ilerisindeki Vatikan'dı.





Vaticano - Vatikan


Dünyanın en küçük ülkesi. 1929 yılından itibaren bağımsız bir devlet olan Vatikan, Papa tarafından yönetiliyor. İsviçreli muhafızlardan oluşan bir ordusu, kardinallerden oluşan bir meclisi ve hazinesi var. Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin de yönetim merkezi aynı zamanda.

Vatikan'a giriş ve içeride bulunan Vatikan Müzesi, Vatikan Bahçesi, St. Peter Bazilikası ve Sistine Şapeli'ni gezmek için önceden bilet almanızda yarar var. Yoksa yılan gibi kıvrılan uzun kuyrukta saatlerce beklemeyi göze almanız gerekiyor. Eğer Roma seyahati planlıyorsanız Vatikan için bir gün ayırmanız ve biletinizi önceden web sitesinden almanız iyi olur.


Peki sizce biz Vatikan'a girip, gezebildik mi? Tabii ki HAYIRRRR. Çünkü önceden bildiğimiz halde bilet almamıştık, çünkü gittiğimizde çok uzun bir kuyruk vardı, çünkü grup gezmek isteyenler ve istemeyenler olarak ikiye ayrılmıştı. Ve tabii bu grup Vatikan'ı gezmek için uygun bir grup değildi. Biz ne yaptık? Meydana hayran hayran bakıp, bol bol fotoğraf çektik.

Bir sonraki gelişimde (Trevi'de bozukluk attık neticesinde) kesinlikle bir gün Vatikan için ayrılacak ve "Stendhal Sendromu" yaşanacak:))) 

Vatikan'a girememiş olmanın acısını, yol üzerinde gördüğümüz her kiliseye girerek çıkartıyorduk.





Bu arada teyzeler yorulmaya başladı, zamanı gelmişti. Ama yol üstündeki hediyelik eşya dükkanlarına bakmadan da edemiyorlardı. Aklıma gelmişken naçizane bir öneri; illa ki hatıra bir şeyler; magnetti, kalemdi, anahtarlıktı, kupaydı, t-shirttü, eşe dosta hediye falandı almak isterseniz, her yerde hemen hemen aynı ürünler var ve fiyatları hep aynı. Bir de bu dükkanlarda genelde uzak doğulu arkadaşlar var ve pazarlığa hiç yanaşmıyorlar benden söylemesi. Ufak bir öneri daha; alacağınız ne varsa bir günde ve kalacağınız yere dönmeye yakın alın ki hem gezerken yük olmasın, hem de her gördüğünüz dükkana girip vakit kaybetmeyin. İnanın sokaklar daha güzel.


Hard Rock
Hadi meraklısına bir bilgi; bu yol üzerinde bir Hard Rock mağazası var :)

Geldiğimiz yoldan geri dönmeye başladık, etraf çok daha kalabalıklaşmıştı. Yorulan teyzeleri dinlendirmek ve acıkan karınlarını doyurmak için cadde üstünde saçma sapan bir yere oturduk. Restoran desen restoran değil, kafe desen hiç değil, pastane büfe arası bir yer. Yediğim en kötü bruschettayı burada yedim :((( Neyse ki teyzeler dinlenmiş, karınları doymuştu.







Yine burada bende ipler kopuk. Nereden, nasıl gittik de kendimizi Navona Meydanı'nda bulduk hatırlamıyorum. Ama işte o güzel meydandaydık. Zaten Vatikan'la meydan arası 10-15 dakikalık yürüme mesafesi.



Piazza Navona - Navona Meydanı


M.S. 1. yüzyılda İmparator Domitian zamanında stadyum olarak inşa edilmiş burası. Stadyumun yıllar içinde yıkılması sonucu Papa X. Innocent (1644-1655) bölgenin yeniden düzenlenmesini istemiş. Böylece Navona Meydanı ortaya çıkmış. Yayalara ayrılan kısım stadyum, etrafındaki binalar ise tribünlerin olduğu bölümmüş. Meydandaki binaların çoğu 16. ve 17. yüzyıllardan kalma.


Meydanda yer alan üç çeşmenin en ünlüsü "Fontana dei Quattro Fiumi" (Dört Nehir Çeşmesi) 1651'de Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa X. Innocent için yapılmış. İsmi dört kıtadaki, dört nehrin, dört tanrısından geliyormuş. Afrika'daki Nil, Asya'daki Ganj, Avrupa'daki Tuna ve Amerika'daki Plata. Roma döneminden kalma ortadaki dikili taşın üzerinde de İmparator Vespasianus, Titus ve Domitianus'un adlarının hiyeroglifi var.

Fontana dei Quattro Fiumi

Çeşmenin hemen arkasında da Sant'Agnese in Agone Kilisesi yer alıyor.

Sant'Agnese in Agone Kilisesi


Şık kafelerin bulunduğu meydanda, sokak ressamlarını ve müzisyenlerini günün her saatinde görmek mümkün. Bundandır ki meydan geceleri de çok hareketli ve kalabalık.


Biz daha etrafa hayranlıkla bakarken birden deli gibi yağmur yağmaya başladı. Meydan bir anda boşaldı, herkes bir yerlere sığındı. Biz de bir restoranda boş bulduğumuz bir yere oturup yağmurun dinmesini bekledik. 



Yağmurun dinmesinin ardından meydan yine hareketlendi. Biz de kalkıp Pantheon'a doğru yürümeye başladık.

Hızlı adımlarla yürürken bir de baktık (hatta aklımızda olan ve "bi kahve içmeden dönmeyelim" dediğimiz) Roma'nın en eski kahve dükkanı Sant'Eustachio il Caffe'nin önündeyiz. İçerisi hınca hınç dolu, dışarıda yine yağmur başlamış. Diyemedik tabii şurada bir kahve içelim diye. Alelacele içeri girip 1-2 paket kahve alıp çıktık ancak. Ve içimizde bir yudum kahve içememenin hüznüyle hızla uzaklaştık oradan :(((

Yağmur şiddetini artırmıştı bu arada. Neyse ki Pantheon'a gelmiştik :))) Yağmurdan kaçalım derken doluya tutulmuş gibiydik, içerisi çok kalabalıktı. Yine de bu muhteşem yapıyı görmüş olduk.

Pantheon



Pantheon Antik Roma'da tüm tanrıların tapınağı olarak inşa edilmiş. M.S. 609'da 'Bakire Meryem Kilisesi' olarak kutsanmış. 



Tapınağın en önemli kısmı, çapı 43 metre olan kubbesi. Bu devasa kubbe, dünyanın en büyük takviyeli beton kubbesi olarak biliniyormuş. Kubbenin ortasındaki 9 metre çapındaki Oculus (göz) denen delik de içeriye ışık girmesini sağlayan tek yermiş. 


Bu yapıyı önemli yapan başka bir özelliği de, girişte sol taraftaki lahitte Rönesans sanatçısı Raffaello'nun, yandaki şapelde de Kraliçe Margherita ve eşi Kral I. Umberto'nun yatmasıymış.

Buradan da 10 dakika kadar bir yürüme mesafesi olan Fontana di Trevi'ye geçecektik. Bir gün önce biz görmüştük ama gruptan görmeyenler vardı :) Ama önce yol üstünde Sant'Ignazio Kilisesi'ne girdik. 

Chiesa di Sant'Ignozia di Loyola - Sant'Ignazio Kilisesi



1626-1650 yılları arasında Barok tarzında yapılmış olan bu Katolik kilisesinin tavanındaki freskler oldukça ilginç.


Cizvit Rahibi olan Fra Andrea Pozzo'nun Aziz Ignatius'un cennete girişini betimlediği, göz yanılsaması yaratan tavan freksinin daha iyi görülebilmesi için yere büyük bir ayna konmuş. Böylece boynunuz tutulmadan tavandaki figürleri daha iyi inceleyebiliyorsunuz.



Fontana di Trevi'ye gitmek için Via del Corso'yu geçtik ve çeşmeye ulaştık (Pantheon'la çeşme arası 10 dakika). Tabii ki yine çok kalabalıktı. Yine fotoğraflar çekildi, yine hayran kalındı.





Mola vermenin zamanı gelmişti. Bir kafeye oturduk ve kahvelerimizin yanına tiramisu sipariş verdik :))) 

Günü çok yürüyerek ve bir çok yeri görerek geçirmiştik. Ama çeşmeyi bir de akşam görmek istiyorduk. Onun için etrafta biraz daha vakit geçirmeliydik. Bugün grubun performansı hiç de fena değildi. Bir teyzenin dışında herkes gezmeye hevesliydi. Onu da kendi isteğiyle taksiye bindirip otele gönderdikten sonra Via del Corso üzerindeki mağazalara baka baka Piazza Venezia'ya (Venedik Meydanı) vardık.





Piazza Venezia - Venedik Meydanı

Piazza Venezia

Roma'nın trafiği en işlek meydanı, şehrin merkezi. Kral Victor Emanuel II abidesi de burada. Roma'ya geldiğinizde nerede kalırsanız kalın, mutlaka önünden geçeceğiniz bu anıtın etrafında da gezilebilecek bir çok yer var. 


Meydanın karşısında Via del Corso'nun başlangıcında bir çok restoran-kafe var. Buralardan birinde oturup bu devasa yapıyı karşıdan da izleyebilirsiniz.

Biz ne yaptık? Bu işlek meydandan anıtın tam karşısına geçip fotoğraf çektik. Hava da kararmaya başlıyordu. Karınlar açıkmıştı. Yavaş yavaş Fontana di Trevi'ye doğru gitmeliydik. Bu sırada meydanın karşısında (sırtınızı anıta verince) 'Flying Tiger' mağazasını gördüm. Kaçar mı? Kaçmadı tabii :)))) İçeri girince herkes kendine göre bir şeyler buldu, alıp çıktı.

Via del Corso'yu artık iyice öğrenmiştik :) Çeşmeye doğru gitmek için saptığımız yol üstünde gördüğümüz bir restorantta (Ristorante Ilmiraggio Trevi) yemek yedik. Hava iyice kararmıştı, çeşmenin ışıklandırılmış halini görmek için uygun zamandı.


Fontana di Trevi, gündüz olduğu kadar olmasa da yine kalabalıktı. Ve yine muhteşemdi :))


Bugün yeteri kadar gezmiş ve yorulmuştuk. Günü 14.915 adımla bitiriyorduk. Artık otobüse binip otele dönebilirdik.

17 Mayıs 2018 Perşembe

ROMA'da 1. gün

Çok ama çok uzun bir aradan sonra tekrar MERHABA :)))) En son 2016 Ağustos ayında yaptığımız Kıbrıs tatilini yazmaya başlamıştım. Ama onu bile bitirmeden bırakmıştım blog yazmayı. Artık sahalara dönmeye karar verdim:)))) 

Ve ilk yayın ROMA seyahati olsun istedim. Çünkü ben bu şehre hayran kaldım:)) O zaman tekrar MERHABA dileyim ve yayınların devamını dileyerek  başlayalım bakalım.




Annem ve lise arkadaşları Roma'ya gitme kararı almışlar. Annem sağ olsun 'Hadi seni de götüreyim' deyice iki kez düşünmedim ve hemen 'Tamam, gelirim :)))' dedim. Ablam da (Beliz) 'Aa ben de gelirim' deyince ana ve kızları yapacağımız ilk yurt dışı seyahati için günleri saymaya başladık.


Onların yeşil pasaportu olduğu için sadece bavullarını hazırlamaları yeterliydi. Ama beni sıkıcı işler bekliyordu. Pasaportumun süresi bittiği için öncelikle pasaportumu uzatmam gerekiyordu. Neyse o faslı anlatmayacağım, ama düşündüğüm kadar zor olmadı. Başvuruyu yaptıktan sonra 3 gün içerisinde elimdeydi pasaportum:) Ama vize işlemleri için bir dolu belge hazırlamam gerekiyordu. Şu anda çalışmadığım için eşimden dolayı 'Sponsorlu Vize' başvurusu yapmam gerektiğini öğrendim. Hal böyle olunca eşimin çalıştığı yerle ilgili bir sürü belgeyi temin etmesi gerekti. Neyse uzun lafın kısası belgeleri tamamladıktan sonra vize başvurusu yaptık. Başvuru sırasında parmak izi alınıyor, tüm istenen belgeler teslim ediliyor. Sonrasında elçilik birebir görüşme için randevu veriyor. Benim Amerika vizem olduğu için görüşmeye çağrılmadım. Bu da bana vize cevabı için zaman kazandırdı. Sonrasında 2 gün içinde vize başvurum onaylandı. Artık gitmek için benim de tek yapmam gerek bavulumu hazırlamaktı:)


2 Mayıs Çarşamba günü Beliz'le Ankara'dan İstanbul'a yola çıktık. İstanbul'a varınca annemin evine geçtik hemen. Geceyi yarım yamalak uyuyarak geçirdikten sonra saat 5'te Atatürk Havalimanı'na doğru yola çıktık. Roma uçağımız 8:15'teydi.



İki saat 15 dakika süren yolculuktan sonra saat 10:30 gibi Roma Fiumicino havalimanına indik. Türkiye ile bir saat fark olduğu için Roma saatiyle 9:30 sularında İtalya topraklarındaydık:)

Bu noktada size birlikte gittiğimiz gruptan bahsetmek istiyorum, çünkü evlere şenlik bir gruptuk:))) Annemle birlikte dört tane (lise arkadaşları demiştim) 80'lik, iki 50'lik (Beliz ve içlerinden birinin kızı Tebo) ve bir 44'lük (o da ben). Artık bundan sonrası siz düşünün, malum Roma tabanvay gezilecek bir şehir. Bu grupla acaba her yeri görebilecek miydik? Yeterince gezebilecek miydik? (Dipnot; tur şirketi sadece uçak ve otel rezervasyonunu yaptı, yani rehbersiz kendi başımıza geçireceğimiz dört günümüz vardı).


Bagajlarımızı aldık, kalacağımız otele gidebilirdik artık. Otele nasıl gideriz derken, havalimanın çıkışında cana yakın İtalyan arkadaşlar hemen etrafımızı sardı zaten. Biz de biriyle  transfer için kişi başı 12 euroya anlaştık ve kalacağımız otele gittik.



Kaldığımız Turner Otel (dört yıldız), şehir merkezine yani tüm gezilebilecek yerlere otobüsle birkaç durak uzaklıkta Via Nomentana üzerinde Porta Pia'daydı (İlgilenenler için buraya linkini bırakıyorum http://www.hotelturner.com/location/).

Temiz ve antika eşyalarla dolu tam da Roma'nın tarihi yapısına uygun bir oteldi. Kahvaltı çok zengin bir açık büfe olmasa da (zaten bizdeki kahvaltı kültürü başka nerede var ki:)) gözü de mideyi de doyuracak nitelikteydi.


Bir de bu Avrupalılar'da hala taharet musluğu olmadığını hatırlatmak isterim. Odaların banyolarında bide var.

Zaten yatmadan yatmaya kullanılan otel bizim beklentilerimizi karşıladı.








Odalarımıza yerleşmeden önce resepsiyonda bizi bir sürpriz bekliyordu. O da yeni başlayan bir uygulama olan belediyenin gecelik 6 euro vergi almasıydı. Dört gece için kişi başı 24 eurocuk bayıldıktan sonra odalarımıza çıktık. 




Eşyalarımızı bırakıp, hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra artık Roma'yı keşfetmeye hazırdık:) 





1,50 euroya onar tane aldığımız biletler dört gün boyunca Roma'da otobüs kullanımı için yeterli oldu. Ama daha hesaplı günlük tur ve müzeleri içeren biletlerde varmış sanırım, acemiliğimize geldi. Otelin yakınındaki duraktan otobüse binip üç durak sonra Barberini'de indik.







Ara sokaklardan yürümeye başladık (Bu arada rehbersiz olarak gelsek de, teyzelerden biri Roma'ya daha önce birkaç defa geldiği için bize o rehberlik etti).


Ve bir anda kendimizi Trinita dei Monti Kilisesi'nin önünde bulduk ve aşağısı İspanyol Meydanı'ydı (Piazza Spagna). 



İspanyol Merdivenleri

İşte tam da burada yağmur başladı. Bir yandan fotoğraf çekmeye çalışıp, bir yandan da İspanyol Merdivenleri'nden meydana doğru inmeye başladık. Aman ne kalabalık, her yer turist kaynıyor. Yağmurluk ve şemsiye satanlar dibimizde, bir de her kareye giriyorlar. Neyse Roma'ya ilk hayranlığım İspanyol Merdivenleriyle başladı.







Piazza di Spagna - İspanyol Merdivenleri - Spanish Steps




Burası adını bölgede yer alan İspanyol Elçiliğinden alıyormuş. Meydan ve merdivenler fotoğraf çektirmek isteyen insanlarla dolu, günün her saati çok hareketli. Havanın yağmurlu olması bile kimseyi etkilemiyor. 

Merdivenler Francesco De Sanctis tarafından 1723-1725 yılları arasında Kral XV. Louise için tasarlanmış. Avrupanın en geniş merdivenleri olarak biliniyor. Bu merdivenlerin yapım amacı ise üst tarafta bulunan Trinita dei Monti Kilisesi'ne ulaşımı sağlamakmış. Merdivenlerin alt kısmında da Fontana della Barcaccia kayık şeklindeki Roma'nın ünlü çeşmelerinden biri yer alıyor.




Fontana della Barcaccia

Şehrin en lüks mağazalarının bulunduğu cadde olan Via Condotti'de merdivenlerin hemen karşısındaymış. Ama bizim alış-verişle pek alakamız olmadığından bakmadık:)


135 basamak bulunan merdivenlerde oturup bir şeyler yemek veya içmek yasakmış. Yoksa belediye kızıyormuş, hatta ceza kesiyormuş. Ama istediğiniz basamakta oturup , gelip geçeni seyretmek veya biraz soluklanmak serbest:)



Meydana ismini veren İspanyol Elçiliği ve "Meryem Ananın göğe yükseliş" anıtı ve
Dört Peygamber

Uzun bir sütun üzerine yerleştirilen bronzdan Meryem Ana Heykeli'nde, her yıl 4 Aralık'ta 'Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi' törenleri yapılıyormuş. Törene Papa ve İspanya'nıın üst düzeyinden bir çok insan katılıyormuş. Bir vinç yardımıyla Meryem Ana'nıın koluna yerleştirilen çiçekli çelenk bir yıl boyunca orada kalıyormuş.



Bir yandan çiseleyen yağmur, bir yandan kalabalık, tabii yol yorgunu gruptan mırıltılar başladı, yorulmuşlardı. Etrafı doğru dürüst  gezemeden ilk gördüğümüz yere oturduk (Fashion it). Hemen kahveler söylendi, Beliz'le biz de bir tiramisu paylaştık kahvemizin yanında. Biraz dinlendikten sonra kalktık. O ara silinmiş, nereden nereye yürüdük de kendimizi ana caddede bulduk hatırlamıyorum. Aaa saat daha 15:00 bi baktım bunlar otobüs durağına gidiyor, binip gidecekler otele. Neyse ki Beliz 7 ay önce gelmişti Roma'ya, iyi kötü aşina etrafa, elimizde haritamız, cebimizde otobüs biletimiz, otelin olduğu durağı da biliyoruz, bize müsaade deyip gruptan ayrıldık. Onlar otele döndü, biz ara sokaklara daldık.   





Roma'nın belli başlı gidilecek yerleri kadar ara sokakları da bir başka güzel. Nereye baksanız bir heykel, binalarda rölyefler, meydanlarda çeşmeler. Her yerin fotoğrafını çekmek istiyor insan.







Böyle dolana dolana acıktık bir süre sonra. Şimdi İtalya'ya gelmişiz pizza, makarna yemeden olmaz. Zaten etraf hep pizzacı, makarnacı. Oturduk gözümüze kestirdiğimiz bir tanesine (Agrodolce - Via dei Crociferi), söyledik bir Margarita :))) Ohh hem yedik, hem dinlendik. 

Genel olarak pizza, makarna, spagetti ve türevleri 8-12 euro civarında. Su 3-3,5, şarap (kadeh) 3-5 euro, kahve fiyatları ise 2-3 euro gibi. Eğer alış-verişte veya yeme-içmede tl'ye çevirme yaparsanız çok pahalıya geliyor. Hiç çevirmeden, günlük limitiniz euro olarak belirlerseniz seyahatiniz çok daha keyifli geçecektir. Zira her şeyi hesaplamaya kalkarsanız, ya aç kalırsınız ya da almak isteyip de alamadığınız şeyler aklınızda kalır ve geri dönersiniz.


Karnımızı doyurduk, enerjimizi topladık, kaldığımız yerden gezmeye devam edebilirdik artık.

Hedefimiz Trevi. Bizim gibi dolana dolana gitmek istemezseniz İspanyol Merdivenleri ile Trevi Çeşmesi arası 10 dakika yürüme mesafesi.

Hep hayalimdi Aşk Çeşmesi'ni görmek :)))) Yaklaştıkça önce sesi geliyor suyun, insanı etkisi altına almaya başlıyor. Sanki kendine doğru çekiyor ve bir anda bakıyorsun tüm heybetiyle karşında duruyor Fontana di Trevi :))) 




Fontana di Trevi - Trevi Çeşmesi (Aşk Çeşmesi) - Trevi Fountain





Çeşmenin adının, İtalyanca'da üç yol anlamına gelen Tre Vie kelimelerinden türediği söyleniyor. Bir başka rivayete göre de Roma İmparatorluğu döneminde askerlere su kaynağı olarak burayı gösteren bakire Trivia'dan aldığı söyleniyor.

Poli Sarayı'nın duvarlarından birinde olan çeşme, Papa XII. Clement'in isteği üzerine 1732 yılında heykeltıraş Nicola Salvi tarafından yapılmaya başlamış. Bir çok sanatçının desteğiyle yapımı 30 yıl kadar sürmüş. 1751 yılında Salvi'nin ölümünden sonra çeşmeyi Giuseppe Pannini bitirmiş. Barok ve klasik mimarinin karışımı olan çeşmede bir çok heykel bulunmakta. Ortada deniz kabuğuna binmiş okyanus tanrısı Neptün, sağında şaha kalkmış atın dizginlerini tutan bir triton, sol tarafında sakin olan atın dizginlerini tutan bir triton. Duvar kısmındaki sepetli tanrıça figürü bereketi, yılanlı tanrıça figürü de sağlığı simgeliyormuş.





Çeşmeye sırtınızı dönüp havuza sol elle sağ omuzunuzun üstünden para atmak da çok yaygın bir gelenek. İnanışa göre bu eylemi yapar iseniz Roma'ya tekrar gelirmişsiniz. Ben de bir daha Roma'ya gelebilmek için dilekte bulundum tabii:))) 



Fontana di Trevi

Trevi gerçekten büyüleyici bir yapı. Veya benim hayalim olduğu için çok büyülendim bilemiyorum ama çeşmeye göre meydanı daha büyük hayal etmiştim. Meğer geniş bir meydan değilmiş. Belki de çok kalabalık olduğu için bana öyle geldi. Sanırım orada epey vakit geçirdik.  Herkes gibi biz de Trevi'yi kalabalığa rağmen fotoğraflamaya ve önünde bi boşluk bulup poz vermeye çalıştık.

Ayrılmak istemesek te artık yorulmuştuk. Roma'daki ilk günümüzü 13.861 adımla tamamladık. Porta Pia'ya giden otobüse bindik ve otele döndük.




Başka neler var neler:))

Related Posts with Thumbnails